Haberler
Anasayfa / Yazarlar / AH VEFA NEREDESİN ?
AH VEFA NEREDESİN ?

AH VEFA NEREDESİN ?

Vefasızlık insanın insana oynadığı oyundan başka bir şey değil. Hatırlayamadım, aklımdan kaçmış, unutuvermişim. Diyebilirsin.
Biliyor musun? Unutmak yoktur, önemsememek vardır.
Ey vefasızlık biliyor musun seni kimse kirletmedi kendini kirlettiğin kadar. Ve kirletmek istemedim seni seninle.
Onun için de kaçabildiğin kadar kaç, saklanabildiğin kadar saklan. Sonra da şöyle bir dur, içten içe bir iç çek!
Kaçamayacağını, saklanamayacağını kendine söyle. Ve hep kendi gölgenin peşinden koştuğunu gör. Zaman unutmaz, unutturmaz seni ve gizlediğin umursamazlığını. Zaman karşısında, insanlık karşısında seni utandırmak istiyorum. Acı olmaman için. Benim için, senin için, onun için. Ve sen benden önemli olmadın, olamadın, olamayacaksın!
Bazen boynumuza geleplerle(bağlam demet) dizilen inciler gibi çıkar karşımıza vefa.
Tam anlamı ile taşıyamayız. Hani boynumuz taşıyamazsa da eğreti durduğunu ve bir şekilde yakışmadığını da hissederiz.
Acemice çıkartırken dökülür tek tek ve her taneye kim bilir neler neler emanet vermişizdir?
Denizin derinliklerinde, midyenin içine sakladığı hazine gibi taşırız bedenimizde.
Harlanmış güneşin kızgın renginin ardından yağmur çisesi ile uyuşmuş beynini serinletirken, önüne sunulan bir kap yemeğin tuzundaki sevgide.
Seyri seferin başlangıcından kayboluncaya dek, sallanan ellerin parmakları arasında, süzülen rüzgâra.
Gözlere doluşan nehirlerin kesilip yüreklerde baraj kurarken, yarenlerin çoğalıp yüreklerdeki alargalı renklere dokunduğunda çıkar vefa.
Kırılsa da incimiz, bize ne kadar vefasız olsa da zaman, geçmiş olsa da üzerinden pamuklar arasında; koruyalım, incitmeden saklayalım yüreğimizin dokunulamayan yerinde…
Riyakârlığın her tarafı kapladığı, vefa denilen duygunun çoktan terk-i diyar eylediği, insanlara has hasletlerin boynu bükük kaldığı, bakışlardaki sahte ve yapmacık duyguların ters yüz edildiği zamanın tanıklarıyız. Yakınlarımızda ve yanı başımızda can veren insanlara, bir yudum suyu bile çok gören, altındaki araç ile aynı beygir gücüne özdeş beygirlik sergileyerek, ağır aksak yürüyen yaşlı insanlara yol dahi vermeyen, modern görünümlü vahşilerle aynı gökyüzünü paylaşmanın zarureti incitiyor kalbimizi. Eğitim için gönderildikleri eğitim kurumlarında, birbirlerini boğazlamak için fırsat kollayan geleceğin ümidi(!)… Jöleli kafaları ile duygusuzluklarını, donmuş saçlarıyla vurdumduymazlıklarını sergileyen, esnafının gözleri korkutuyor nazenin bedenleri. Gel de cebinde ne varsa kandırabildiğim kadarıyla ticaret adına çalıp çırpayım diyen esnaflar köşe başlarına yerleşmiş durumda. Ey asık suratlar, insanına sözde merhamet vermeye çalışan, merhamet fukarası kişiler, bıktırdınız memleketimin namuslu, çileli insanlarını…
Ayıplarımız, kaçak-göçek işlerimiz, yalanlarımız, saygısızlıklarımız, egoistliklerimiz, vurdumduymazlıklarımız vesaire ahrette hesabını zor verebileceğimiz tüm hasletlerimizi ve dahi tüm özelliklerimizi tekrardan gözden geçirmemiz lazım değil mi?
Hatta tüm bu hasletleri muhkemce kapatmak hatta yerin yedi kat dibine geçirip ebediyen çıkarmamacasına gayret etmek…

Haydi gelin hayatımızdan kovduğumuz, çağ dışı kabul ettiğimiz, öfke ve ihtiraslarımıza kurban verdiğimiz vefaya vefa göstererek yeniden hem-hal olalım. Unutmayalım ki vefasızlık kadar kansız, çığlıksız insanlığı katleden bir katil yoktur. Vefasızlık gösterip VEFA’ yı öldürmeyelim.
Sevgi bağlılıktır. Ve sevgiyi en iyi siz bilirsiniz.
Gülerken, ağlarken, yürürken, koşarken ve dahi düşünürken. Hiç kimse sizin kadar bilmez toprağın rengini, suyun berraklığını, gökyüzünün maviliğini… Hayatta belki hiçbir şey onun kadar saf kalmayacak.
Kapılar hep yarı açık bırakılmalı, ihtimaller hep değerlendirilmeli.
Sorular var bilinir ve akılları her daim yorar, cevapları aramaya çalışsan da, her akşam, her uyku vakti ve her sabah ezanında titreyerek uyanırsın cevapları bulmak için…
Bilincim sersemleşir, yıllar eskitemez ve hep gözbebeklerimizde tereddütler kalır… Sorular sorarız.
Belki de adil olmadığı için dünyaya kızarız. Biz dil dökerken dünyaya, dünya başkalarının başucuna çömelmiştir bile…
Adaletin bu mu dünya?
Hiç adil değilsin hem de hiç!
Yıllardır sana dil dökülüyor. Sen ne yapıyorsun? İçinde ne kadar absürtlük varsa onu gösteriyorsun. Aslında yüzünü gösteriyorsun da sanırım biz farkında değiliz…
Aslında birazcık durup bir aynaya bakman gerekiyor. Ve aynaya her baktığında mutlu olamayacaksın, sevinemeyeceksin belki de ana yadigârı bir ninniyi anımsayacak dizlerinin üzerine çömelecek, ağlayacaksın…
Karakter analizlerini de anlamayacaksın biliyorum. Anlamları yitirdin, gidenlere bir hoşça kal bile diyemeyeceksin.
Bu yaptıklarını bir ömür boyu unutma. Aynaya her baktığında yaptıkların suratına çarpılsın.
Seninle beraber olanı, seninle beraber yaşayanı unutma.
Ve bugün harcamış olduğun bütün bir çabayı, geçirmiş olduğun bütün bir ömrü, gözlerinin önüne getir ve düşün.
Siz vefalı olun de. Çünkü sevgiye en çok layık olan sensin sizsiniz de. De ki yürekler soğusun, gözyaşları yeniden gözlerimize kavuşsun, yitirdiklerimizi toplayalım bir bir…
Üzerimde geçirdiğiniz yılları değerlendirin; yollarınız temiz olsun, yollara çizdiğiniz ayak izleriniz ve attığınız adımlar sizi Hira’ya çıkarsın, oradan şehre insin ve Ensar gibi bir daha ama asla bırakmasın.
Ve de ki hoş geldin vefa…
De ki kapımı kapatmadım sen geleceksin diye.
Hiçbir kuşun kıymadım yuvasına, ezmedim karıncaları bile…
Çünkü ben hayatı karşılıksız yaşarım, yoksa yaşanır olmaz.
“İnsan en çok kendi hatalarına tanık olanları affetmez.”
“Güneş gibi ol; şefkatte, merhamette.
Gece gibi ol, ayıpları örtmekte.
Akarsu gibi ol; keremde, cömertlikte.
Ölü gibi ol; öfkede, asabiyette.
Toprak gibi ol; tevazuda, mahviyette.
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol”

Hakkında Sıddık KARADUMAN

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*